Başkan Nuhoğlu Haydarpaşa ve çevresini korumaya kararlı

Başkan Nuhoğlu Haydarpaşa ve çevresini korumaya kararlı :Tarihi yapıya eklentiler yapıldığı gerekçesiyle Haydarpaşa Garı’nın yenileme projesine ruhsat vermeyen Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, “İstanbul’da 1000 yıl önce hüküm süren Roma İmparatorluğu’ndan beri, özel mülkiyete girmemiş olan Haydarpaşa ve çevresini korumak CHP olarak tarihsel sorumluluğumuz” diyor.

“Korumayı başarabilecek misiniz?” sorusunu, “Ucunda ölüm yok ya, imzalamam” diye yanıtlıyor.

Kadıköy Belediyesi’ne ait Kalkhedon Moda Sosyal Tesisi’nde bir grup yazarla birlikte bir araya geldiğimiz Nuhoğlu; bir kısmı Devlet Demiryolları İşletmesi’ne (TCDD), bir kısmı da Özelleştirme İdaresi’ne bağlı 200 dönümlük arazide yer alan gar binası ve çevresiyle ilgili itirazlarını anlatıyor:

“Tarihi binanın orijinaline sadık kalınarak yenilenmesine karşı değiliz. Ancak TCDD’nin bize gönderdiği planda, eklemeler var. Binanın dışına asansör konmuş. Hizmet binası olacağı belirtilse de içine kafeterya yapıları ve kanopiler eklenerek ticari kullanıma açılmış.”

ANKARA, KARARI BEKLETİYOR

İstanbul Kültür Varlıkları Koruma 5 No’lu Bölge Kurulu Müdürlüğü’nden belediyenin itirazına, 1 günde yanıt geliyor. Tabii olumsuz…

Nuhoğlu, “Bölge Kurulu’nun jet hızıyla reddettiği dosyamız, Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nda 1 aya yakın zamandır bekliyor. Seçimler yaklaşırken kamuoyunun tepkisini çekecek bir karar açıklamaktan çekiniyor olabilirler” yorumunu yapıyor.

Nuhoğlu, belediyenin direnmesi karşısında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu projeye ruhsat verme ihtimalini hatırlattığımda, “Mahkemeye veririz, dava sürecinde kamuoyunu ikna ederiz” karşılığını veriyor.

Kent aktivistlerinin kurduğu “Haydarpaşa Dayanışması” platformu, son 2 yıldır gar ve çevresinin liman ve tren istasyonu fonksiyonlarına geri dönmesi için eylemler yapıyor.

Nuhoğlu’nun onlara da bir mesajı var: “Gar binasına odaklanmakla kalmamalılar. Haydarpaşa Limanı ve çevresi çok önemli. Bu projenin bütünlüklü olarak korunması gerekir. Maliye Bakanlığı, Haydarpaşa Limanı özelleştirmesinden 5 milyar dolar gelir hedefliyor. Proje kapsamında 2.5 milyon metrekare kapalı alan üretilmesi planlandı. 2012 yılında 5 binlik planlar geçti, binlik planlar çıkmadı. Çünkü meslek odalarının açtığı davalar devam ediyor.”

BİR KISMI ÜSKÜDAR’DA

Haydarpaşa projesi, iki ayrı belediyenin sınırları içinde kalıyor.

Tepe Nautilus alışveriş merkezinden Selimiye Kışlası sahiline kadar uzanan toplam 1 milyon metrekarelik alanın bir kısmı Üsküdar (AK Partili), bir kısmı da Kadıköy Belediyesi’nin yetki alanında bulunuyor.

O nedenle Haydarpaşa’da hükümet ve “Haydarpaşa Dayanışma”dan başka tekli inisiyatif koyacak bir yapı yok.

Günün sonunda Haydarpaşa’nın geleceğiyle ilgili kararı hukuk verecek gibi görünüyor.

Yalnız Nuhoğlu’nun Haydarpaşa için söylediği şu cümle çok önemli:

“Bölge Kurulu’nda gözetmen olarak bulunuyorduk. Bizim arkadaşlarımız o dönemde TCDD’nin gar projesine sıcak bakmış. Şu iyi bilinmeli; nüfusu bugün 500 bin, proje hayata geçtiğinde 800 bine ulaşacak Kadıköy’de, kente hizmet üretecek arazi yok. Caferağa’dan başka kapalı havuzumuz yok. 65 yaş üstü 50 bin kişi burada yaşıyor. Yaşlılara, çocuklara, kadınlara, sanatçılara kentli hayatı yaşatacak alanlarımız yok. Kadıköylülere güveniyorum; Haydarpaşa’yı koruyacaklar.”

TCDD ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, gar binası projesinde eklentilerin olmadığını ve yerel yönetimin Yüksek Koruma Kurulu’ndan çıkan karara uyma zorunluluğu olduğunu ileri sürmüştü.

Haydarpaşa’nın tarihi üzerinde kalem oynatanların, endüstriyel yapılarını sosyal ve kültürel amaçlı olarak kente kazandıran Avrupa pratiğinden esinlenmelerini diliyorum.

baskan-nuhoglu-haydarpasa-ve-cevresini-korumaya-kararli

Reklamlar

Adapazarı ekspresi için TBMM’de toplantı yaptı

Adapazarı ekspresi için TBMM’de toplantı yaptı :CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ,İstanbul Milletvekili Faik Tunay ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç TBMM’de Gazetecilerin Karşısına çıktılar

CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay ile birlikte gazetecilerin karşısına çıkan CHP Sakarya Milletvekili Özkoç, aynı saatlerde gar önünde ‘’trenimizi geri istiyoruz’’ eylemi yapan Sakaryalıları selamladıklarını söyledi.

Tren garı işlevsizleştirilerek, tekrar ranta açılmaya çalışıldığını belirten Özkoç, ‘’Bu gar, biz Sakaryalılar için sadece bir ulaşım yolunu ifade etmiyor, depremle yıkılan kentimizin tarihle son bağlarından biri burası. Elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz’’ dedi.

– 30 milyon insan, karayoluna mahkum edildi-

Özkoç, şöyle konuştu:

‘’Yıl 2002, Türkiye’de demiryollarında TÜİK rakamlarına göre yılda 74 milyon insan taşınıyor. Yıl 2013, yine TÜİK rakamlarına göre ülkede demiryolunu kullanan insan sayısı 46 milyon 441 bin kişi. Yaklaşık 30 milyon insan, 11 yıllık süre içerisinde karayollarına mahkum hale getirilmiştir. Bunlar kim; Öğrenciler, işçiler, emekliler, yani dar gelirliler. Bu insanları mahkum ettikleri karayollarında durum ne? Yine TÜİK’i esas alalım. Resmi verilere göre, 2002’de 440 bin trafik kazası olmuş. 2013’e gelindiğinde 1 milyon 207 bin 354 trafik kazası meydana gelmiş.

-Sorumluları biliyoruz-

Sorumlusu kim? Dünyanın en güvenilir, en ucuz taşıma sisteminden insanları alıp, karayoluna mecbur bırakanlar kim? Sakarya Tren Garı’nı, 2005 yılında Balıklı Gar Alışveriş Merkezi diye adını bile koydukları projeyle rant alanına çevirmek isteyenler. Sakarya’nın, halkın çok şiddetli tepkisiyle karşılaşıp geri adım atmak zorunda kalan, ancak bugün garı, trensiz, işlevsiz bırakarak aynı hesabı tekrar gündeme taşımaya çalışanlar.

-116 yıllık garımızın yaşıtları, dünyada gözbebeği-

Ben soruyorum, 116 yıldır kent merkezine gelen bir tren ve bu tren hattını kullanma kültürü oluşmuş bir kent halkı varken, tren hattı neden kaldırılmak istenir? Dünyanın, Sakarya Garıyla yaşıt tren istasyonları, Paris, Zürih, Roma, Stockholm, New York, Frankfurt, onlarca tren istasyonu kent merkezinde tüm endamıyla korunmaya çalışılırken, bizim garımız neden işlevsiz bırakılır?

-Trafik hikayesi komik, Eskişehir örneği ortada-

Kent içi trafik sıkışıklığı gibi komik bir hikaye anlatmasınlar, hiçbirimiz inanmıyoruz. Eskişehir örneği, Yılmaz Büyükerşen’in üstün çabasıyla kent merkezinde korunan garı ortada.

Biz, Sakarya halkı olarak trenimize, geçmişimize ve geleceğimize bir kez daha sahip çıkacağız. Tren, kent merkezine gelecek. 116 yıllık tren garımız, Sapanca Erdemli Köyü’nden getirilen fidelerin asırlık çınarlara dönüştüğü güzel garımız, trensiz kalmayacak.’’

-Tek vasıtalık yolu, 5 vasıtayla aldırmaya kalkıyorlar-

Özkoç’un ardından söz alan Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, TCDD genel müdürü ile birlikte 2 ay önce tren hattıyla Sakarya’ya gerçekleştirdiği ziyareti anımsatarak, ‘’Tren Sakarya’ya girdiğinde, çocukluğuma geri döndüm. Bu bir tarih, kültür, bunu korumak zorundayız’’ dedi.

Adapazarı ekspresi kullanılırken, Sakarya merkezden trene binen birisinin tek vasıtayla Haydarpaşa’ya vardığını, bugün aynı noktaya ulaşabilmek için 5 vasıta değiştirmek gerektiğini anlatan Akar, şunları söyledi:

‘’Adapazarı’ndan Arifiye’ye gidiyor, Arifiye’den trene binip Pendik’e, Pendik’ten dolmuşla Kartal, Kartal’dan metroyla Kadıköy, buradan bir araç daha. Ne oldu? Zamanımızı sıfırladınız, cebimizi sıfırlandınız, kültürümüzü sıfırladınız. Bunlar herşeyi sıfırlamaya alışık da kültür sıfırlanmaz, bunun bedeli olur.’’

-TCDD Genel Müdürü’nün sözü var-

Akar, TCDD Genel Müdürü’nün Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin istemesi halinde, Arifiye-merkez hattında rayları iyileştirme, hemzemin geçitlerde altgeçit yapma ve hat sayısını artırma sözü verdiğini söyledi ve belediyenin konuya sahip çıkması gerektiğini vurguladı.

adapazari-ekspresi-icin-tbmmde-toplanti-yapti

 

Adapazarı-İstanbul banliyö tren hattında durak sayısı çok az

Adapazarı-İstanbul banliyö tren hattında durak sayısı çok az :1 Şubat 2012 tarihinde Yüksek Hızlı Tren (YHT) yolu inşaatı nedeniyle kaldırılan Haydarpaşa-Arifiye banliyö trenleri geri döndü. Tren artık Haydarpaşaya kadar değil, Pendik’e kadar gidiyor.

1 Şubat 2012 tarihinde ara verilen Adapazarı-İstanbul arası banliyö tren seferleri tekrar başladı. İzmit Tren Garı’ndan da ilk yolcular trene bindi.

20 KİŞİ GİTTİ, 5 KİŞİ GELDİ
İzmit’ten Pendik yönüne giden trene binen çalışan ve öğrencilerden oluşan 20 kişilik grup oldu. Pendik yönünden gelen ilk trenden ise 5 yolcu indi. İlk gün tren seferlerine beklenen ilgi yoktu. Ancak, ilerleyen sürülerde bu sayı kuşkusuz artacak. Treni 3 yıl aradan sonra yeniden kullanmaya başlayan vatandaşların en önemli şikayeti ise; durak sayısının azlığı oldu. Şimdilik sadece 5 istasyonda duran banliyö treni, vatandaşa hiç cazip gelmedi. Bu treni ağırlıklı olarak İzmit’ten direkt Pendik’e, İstanbul’a gidecek kişiler ağırlıklı olarak kullanabilecek. Bilet ücretlerini yüksek bulanların yanı sıra, aylık abonman sisteminin kaldırılması da işin cazibesini azaltan bir faktör oldu. Banliyö treninde tam bilet ücreti İzmit-Arifiye 7.5 TL, İzmit-Sapanca 5 TL, İzmit-Gebze 7.5 TL, İzmit-Pendik 10 TLL olarak belirlendi.

SEYYAR SATICILARA TREN YASAK
Trenlerin nostaljisi olan seyyar satıcılar yeni dönemde trene alınmayacak. Güvenlik önlemlerini arttıran Devlet Demir Yolları, peronlara da seyyar satıcıların girişini yasakladı. İki yıldır ekmek kapısı olarak tren seferlerini bekleyen seyyar satıcıların da, bu uygulamayla umutları kırılmış oldu. Yolcular ise trene girişlerde garda bulunan; tüm binişlerde kullanılan X-Ray cihazından geçerek trene bindi..

KONTROL AMACIYLA BİNDİM
Trenin ilk yolcularından, fırıncılık yapan İsmail Özdemir(27), izlenimlerini şöyle aktardı: “Gebze’den bindim İzmit’te indim. Trende eski usullerin olup olmadığını kontrol etmek için trene bindim. Trenin hiçbir durakta durmaması da çok kötü” Özdemir, ayrıca peronlara gitmek için kullanılan alt geçidin altından geçen suyu göstererek, “AKP iktidarı trene bu kadar yatırım yaptı. Bunları görmemiz için mi” diyerek duruma sitem etti.

BİLETLER ÇOK PAHALI
Banliyö treni ile seyahat eden Nevzat Önür, ise duygularını şöyle aktardı: “Gebze’den binip İzmit’te indim. Biletler çok pahalı buldum. Pendik-Arifiye arası 16 TL çok fazla. Tren hiçbir yerde durmuyor. O yüzden hiçbir esprisi yok. Araçla yolculuk etmek daha avantajlı. İki yıldır beklediğimiz tren hayal kırıklığı yarattı. Konfor yok, değişiklik, yenilik yok. Tren aynı tren. 2 yıldır beklediğimiz trende değişiklik ve yenilik yapabilirlerdi. Trene sadece nostalji amacıyla binilebilir bence”

SEYİR SÜRESİ 76 DAKİKA
Hattın yapımından önce 100 dakika olan Arifiye-Pendik arasındaki seyir süresi 76 dakikaya düşecek

adapazari-istanbul-banliyo-tren-hattinda-durak-sayisi-cok-az

Tarihi Haydarpaşa Garı grafiticilerin mekanı oldu

Tarihi Haydarpaşa Garı grafiticilerin mekanı oldu : Yüksek Hızlı Tren projesiyle ilgili çalışmalar yüzünden yaklaşık 2 yıldır âtıl durumda olan tarihî Haydarpaşa İstasyonu’nun tarihî vagonları grafiticilerin mekânı haline geldi. Görevliler, grafiticilerin gece gizlice girerek boya ve yazı çalışması yapıp kaçtıklarını anlatıyor.

Bir zamanlar şehrin giriş kapısı olan Haydarpaşa Garı, görkemli günlerini geride bıraktı. Yüksek Hızlı Tren çalışmaları sebebiyle Anadolu seferlerinin 2012’de, banliyö seferlerinin de 2013’te kapatılmasından sonra tarihî gar unutulmaya yüz tuttu. Garda park halinde duran trenler arasında nöbet tutulmasına rağmen trenler grafiticilerin yaptığı resimlerle doldu. 2 yıldır tren seslerinin duyulmadığı Haydarpaşa’nın tek sakinleri ise güvenlik görevlileri ve hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenler.

Trenler, filmlerde ümitli bekleyişleri, hayalleri, kaçışı ve kavuşmayı simgeler. Anadolu’nun her köşesinden insanı İstanbul’a taşıyan Haydarpaşa Garı birçok buluşmaya ev sahipliği yapsa da artık atalete terk edildi. 1908 yılında merhum Sultan 2. Abdülhamid’in yaptırdığı gar, şimdilerde tren seslerine hasret. Her saat başı yurdun farklı yerlerinden gelen yüzlerce kişiyi karşılayan peronlar şimdilerde tren vagonlarının park yeri haline geldi. Yüksek Hızlı Tren projesi çalışmalarından dolayı kapatılan Haydarpaşa Garı’nda terk edilen vagonlar grafiticilerin sergisi oldu. Güvenlik görevlileri 24 saat garda nöbet bekliyor; ancak vagonların boyanmasına engel olamıyor. Sokak sanatçıları geceleri peronlara girerek tüm vagonları ve tren setlerini sprey boya ile boyuyor. İsmini vermek istemeyen bir güvenlik görevlisi, “Gençler geceleri izinsiz giriyor. Kameralardan izleyip onları tespit ediyoruz. Yanlarına gelip yakalayana kadar onlar boyayı çoktan bitirmiş oluyor. Yakaladığımız gençleri mahkemeye veriyoruz; ama yine de geliyorlar.” diye konuşuyor.

Tarihî garın arka bahçesinde bekleyen trenlerin hali ise içler acısı. Grafiti resimleriyle dolan vagonların çoğunun camları kırık. Boğaziçi Ekspresi, Güney Ekspresi Anadolu Ekspresi, Ankara Ekspresi, Fatih ekspreslerine ait levhalar çürümüş. Banliyö seferlerinde kullanılan vagonlar önümüzdeki aylarda geri dönüşüm için hurda depolarına gönderilecek. 2010’da çatısı yanan ve hâlâ restore edilemeyen tarihî garın nasıl kullanılacağı ise belirsizliğini koruyor. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) yetkilileri, tarihî garın restore edildikten sonra Yüksek Hızlı Tren için gar ve kültür merkezi olarak kullanılacağını kaydediyor. Öte yandan Kadıköy Belediyesi, restorasyon projeleri Koruma Kurulu tarafından onaylanan gar için ruhsat vermedi. 12 milyon 473 bin liraya ihale edilen projenin ne zaman hayata geçeceği ise netlik kazanmadı.

tarihi-haydarpasa-gari-grafiticilerin-mekani-oldu

 

Haydarpaşada Yangın Tatbikatı

Haydarpaşada Yangın Tatbikatı :Haydarpaşa Bölge binası konferans salonunda 1. Bölge Müdürlüğü Sivil Savunma Uzmanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi koordinesince “Yangın Eğitimi ve Tatbikatı” düzenlendi. İki seans halinde düzenlenen eğitimin ilk bölümünde yangın anında neler yapılması gerektiği, yanıklara nasıl müdahale edileceği ve acil durumlarda yapılması gereken öncelikler anlatıldı.

Eğitimin ikinci bölümünde ise Haydarpaşa Lojistik Müdürlüğünün sahasında yangın tatbikatı yapıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesinde görevli eğitmen Zafer Çavuş tarafından personelimize yangına müdahale teknikleri anlatıldı. Yangın tüplerini kullanan personelimiz temsili ateşi söndürerek tatbikatı başarıyla bitirdi.

haydarpasada-yangin-tatbikati

Trenler uğramasada Haydarpaşa Gar Restaurant hala ayakta

Trenler uğramasada Haydarpaşa Gar Restaurant hala ayakta :110 yıllık tarihiyle, onlarca hikâyenin tanığı ve hatta merkezi olan Haydarpaşa Gar Restaurant, yolcular olmasa da müdavimleriyle yaşıyor. 1964’ten beri Kadıköylü Sözübir ailesinin işlettiği mekânın üçüncü kuşak işletmecisi Cenk Sözübir “Trenlerin kokusunu özledim. Ama inanıyorum o trenler bir gün bu gara geri dönecek” diyor

Trenin kalkmasına çok az vardı
Kadıköy iskelesindeydik Cemal’le
Işıl ışıldı Haydarpaşa Gar Lokantası
Vapurlar suyun aynasında

19 Mart 1969’da Cemal Süreya ile birlikte İstanbul’dan Ankara’ya yaptıkları tren yolcuğunu mısralara döken Muzaffer Buyrukçu, böyle anlatmıştı Haydarpaşa Gar Lokantası’nı. Sadece Buyrukçu ile Süreya’nın değil, yüzyıllık mazisi içinde pek çok şairin, yazarın, kelimelerle dans edenlerin, dostluklar biriktirenlerin, yollara düşenlerin buluşma mekânı oldu. “Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüşünü severim” diyenlerin şehrin keşmekeşine dalmadan önce soluklandıkları ilk yer oldu.

Dünya gotik mimarisinin İstanbul’daki bekçisi, Anadolu’yu İstanbul’a taşıyan anılarla dolu Haydarpaşa Garı 1908’de inşa edildiğinde, Haydarpaşa Gar Lokantası da akabinde devreye girdi. 1964’ten bu yana ise, bugünkü haliyle, yani bir meyhane olarak Kadıköylü Sözübir ailesi tarafından işletiliyor. Şimdi dümen üçüncü kuşakta. Çocukluğu, dedesi ve babasının ekmek kapısı olan bu tarihi binada geçen Cenk Sözübir, 50 yıllık öykünün nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

“Benim dedem de demiryolu çalışanı. 1964 yılında bu lokantayı devralıyor. O zaman esnaf lokantası tarzında bir yer. Dedem Esat Sözübir uzun yıllar burayı işlettikten sonra babam Adil Sözübir ile amcam işletmeye devam ediyorlar. Şimdi de amcamın eşi Gülümser Sözübir ile birlikte yaklaşık 15 yıldır işletiyoruz.

Benim çocukluğum burada geçti, hatta bütün hayatım… Çocukken kasada dururdum, boyum yetişmediği için altıma su kasası koyuyorlardı. Zaten turizm ve otelcilik okudum. Bütün hayatım Haydarpaşa Gar binasında ve restoranda geçti, geçiyor.”

FARKLI BİR KUŞAK GELDİ

Cenk Sözübir’e çocukluğundaki Haydarpaşa ile şimdiki Haydarpaşa arasındaki farkı soruyoruz. Şunları anlatıyor:

“Her bakımdan fark çok. Eskiden bütün gazetecilerin, yazarların şairlerin uğradığı bir yerdi. Selim İleri’nin masası vardı mesela. O zaman herkes tren kullanıyordu. Akşam burada bütün ünlüleri görürdünüz çünkü yataklı trenle Ankara’ya giderlerdi. Şimdi misafir profilimiz değişti. Farklı bir kuşak geldi. Özellikle hafta sonu canlı müzik yaptığımız akşamlarda çok genç arkadaşlarımız geliyor. Bunların çoğunluğu kadın. Çok eski bir işletme olduğu için, gençler araştırıp geliyorlar, kadın misafirlerimiz rahatça oturabileceklerini biliyorlar.”

GARSONLAR BİLE DEDEDEN KALMA

Cenk Sözübir, Gar Restaurant müşterilerinin bu güveni, müdavimleriyle ve çalışanlarıyla aileye dönüşmüş yönetiminden almasına bağlıyor:

“Mesela buranın şefliğini yapan arkadaşımız Olcay’ın babası beni ayağında sallıyormuş. Barda çalışan Recep Bey, hem dedemle, hem babamla çalışmış, şimdi bizimle devam ediyor. Yani çok uzun yıllardır birlikte olduğumuz arkadaşlarla çalışmaya devam ediyoruz. Bar müşterilerimiz bellidir. Her akşam buradalar, babamdan beri…”

YOLCU YOK AMA MÜDAVİMLER VAR

Haydarpaşa Garı’na iki yıldır trenler uğramıyor. Son olarak vapurlar ve motorlar da kaldırıldı. Büfeler çoktan gitti. Şu anda Haydarpaşa’nın yaşayan tek köşesi Gar Restaurant. Taksi durağı ve umumi tuvalet rastaurant için çalışmaya devam ediyor. Artık uzun yola düşmeden önce “iki tek atalım” diyenlerin değil, özel olarak yemek yemeye gelenlerin mekânı Haydarpaşa Gar Restaurant. Şimdilik böyle devam ediyor ama Haydarpaşa Projesi’nin uygulanması durumunda asırlık mekânın ne olacağı bir muamma.

“TRENLERİN KOKUSUNU ÖZLEDİM”

Sözübir “Burası trensiz ölür” diyor:

“Belki burası kültür merkezi olsa daha çok kazanabilirim ama inanın istemiyorum. Böyle devam etsin istiyorum. Çünkü ben o günleri yaşadım. Trenlerin kokusunu içime çektim. O kokuyu özlüyorum. Ama inanıyorum o trenler buraya geri gelecek. Burası mutlulukla hüznün aynı anda yaşandığı yerdir. Bir yıl öncesine kadar tahta valizle geleni biliyorum. Ne umutlarla gelip şu merdivenlerde çaresiz duranı gördüm. Ne hikâyelere tanık olduk… Haydarpaşa’nın ruhu bu ve bu ruhun yaşatılması gerekir.”

ADI ARTIK MYTHOS

Kentin tam ortasında olmasına rağmen, kentin gürültüsünü duymayacağınız ama bir fotoğraf gibi karşınızda beliren Kadıköy ve Tarihi Yarımada manzarasıyla İstanbul’un en güzel manzaralarına sahip noktalardan biri Haydarpaşa Gar Lokantası. Çinili duvarları, boydan boya eski İstanbul fotoğrafları ve şimdi hayatta olmayan ustaların portreleriyle karşılıklı oturuyor ve 106 yılda bu geniş sütunlara kimler dokunmuş, ceviz ağacı masalarda kimler oturmuş diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bu güzel manzaraya şahit olmak isteyenler arasında Selim İleri, Candan Erçetin, Ayşegül Aldinç gibi müdavimler var. Yaklaşık dört yıl önce ise Urla’nın konsept mekânlarından Mythos ile ortaklığa giderek, Urla’nın ve Mythos’un mezeleriyle sofralarını zenginleştirdiler. Levrek lokma, Girit ezme, Arnavut biberli patlıcan ezme, vişneli yaprak sarma, yaprak ciğer en beğenilen lezzetleri.

DENİZE NAZIR FASIL

Haydarpaşa Mythos’ta Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri canlı müzik var. Fasıl eşliğinde fiks mönü servis ediliyor. Diğer günler alakart mönü almak mümkün. Tamamı yerli ve doğal ürünlerle yapılan mezeler 8.00-22.00 TL arasında değişiyor. Fiks mönüler 115 ila 145 TL arasında bir fiyat aralığına sahip. Canlı müziğin olduğu akşamlar rezervasyon yaptırmak şart.
Tel: 0216 337 09 79 / 0552 214 42 42

trenler-ugramasada-haydarpasa-gar-restaurant-hala-ayakta

Doğu Ekspresi ile masala yolculuk

Doğu Ekspresi ile masala yolculuk : Yıllarca İstanbul’dan yola çıkan trenler, yüksek hızlı trenin gelmesiyle artık Ankara’dan hareket ediyor. Hakkında onlarca efsane dinlediğimiz Doğu Ekspresi serüveni, altı saatlik İstanbul-Ankara otobüs yolculuğundan sonra başlıyor.

Doğu Ekspresi, Anadolu’yu kat ederken kâh bir akarsuyun kâh bir köyün kenarından geçiyor. Dağları tünellerle geçip köprülerin üzerinde salınıyor. Yol boyunca ovaları, tepelerdeki karları görünce Anadolu’nun güzelliğine tanık oluyorsunuz. Hakkında onlarca efsane dinlediğimiz Doğu Ekspresi serüveni, altı saatlik İstanbul-Ankara otobüs yolculuğundan sonra başlıyor. Yıllarca İstanbul’dan yola çıkan trenler Yüksek Hızlı Tren’in gelmesiyle artık Ankara’dan hareket ediyor. Başkent’i bir akşam vakti geride bırakan trenimiz; Kırıkkale, Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum’u geçip Kars’a 24 saat 20 dakikada ulaşıyor.

Ankara Garı’nda ikinci yola yanaşan Doğu Ekspresi, biraz mahzun. Çünkü aynı yerden yolcularını alan Yüksek Hızlı Trenler, beklediğimizin bir ihtiyar olduğunu seriyor gözler önüne. Onlar peşi sıra hızla gözden kayboluyor ama bizim tren ağır aksak yanaşıyor perona. Telaşlı kalabalığın arasına karışıp biniyoruz Doğu Ekspresi’ne. Kimi elinde sazıyla Sivas’a gidiyor, kimi uzun yıllar ayrı kaldığı baba ocağı Erzurum’a… Biletlerimizi kontrol eden kondüktör Kars’a gittiğimizi öğrenince şaşırıyor: Ne işiniz var bu havada Kars’ta? Maksadımızın masal gibi yolculuğu tamamlayıp Ani Harabeleri’ne gitmek olduğunu söylüyoruz. Cevabımıza hayret etse de bu defa Kars’ın güzelliğinden bahsediyor.

Kompartımanımıza sırt çantalarını bırakıp treni keşfe çıkıyoruz. Yataklı, kuşetli, pulman, restoran… Bütün vagonları yolculuğumuzun ilk yarım saatinde dolaşıyoruz. Bu kısa gezintide görüyoruz ki, bizden başka herkes tren yolculuğuna aşina. Çocuklar uyku saatine geçmiş, anne-babalar akşam çaylarını yudumluyor. Yolcu vagonlarının dört bir yanı zahire ile dolu. Tren yolculuğu deyince ilk akla gelen turşu ve peynirler ise çoktan depoya kaldırılmış. Kompartımanın ışıklarını söndürüp penceremizden İç Anadolu’nun uçsuz bucaksız bozkırını seyrediyoruz. Bu hudutsuzluk hissi gecenin karanlığında ilerleyen trenin sesiyle bölünüyor. Hafızamızda yer eden istasyonların ilki Çerikli oluyor. İnecek kadar vaktimiz olmadığından seyretmekle yetiniyoruz. Yozgat’ın Yerköy beldesinde rastlıyoruz ilk inenlere. Akşamın siyah örtüsünü yararak kucaklaşıyorlar bekleyenleriyle.

İstasyonları izlemenin keyfi bir başka ama açlık iyice bastırıyor. Tren yolculuğu olur da ekmek arası hazırlanmaz mı? Ankara Garı’nda son anda aldığımız bir somun ekmekten bahsediyoruz. Zeytin, peynir, domates derken sıra geliyor çaya. Elmalı tarçınlı keklerimizi alıp restoranın yolunu tutuyoruz. Çorba içenler, ızgara yiyenler tuhaf karşılasa da kek ve çay ikilisi tüm yorgunluğumuzu alıyor. Son yudumu alırken karlı dağlar Kayseri’ye ulaştığımızı fısıldıyor. Yolculuğumuz boyunca ihtimamını eksik etmeyen vagon görevlisi Kemal Gönenç ise anılarıyla sohbetimize katılıyor.

HAYDARPAŞA ÖZLEMİ GÖZLERİ YAŞARTIYOR

Gün ağarınca Sivas görünüyor uzaktan. Trenin arkasından uzun süre tan yerinin ağarmasına tanıklık ediyoruz. Soğuk olmasını beklediğimiz hava şaşırtıyor. Adeta yazdan kalma bir gün başlıyor Anadolu’da. Trende yaptığımız kahvaltıda restoran çalışanları Sivas’ta olduğumuzu hatırlatırcasına Âşık Veysel, Selda Bağcan türküleriyle karşılıyor misafirlerini. Sezen Aksu şarkıları ile devam ediyor kahvaltı faslı. Bir yandan çay içip sohbet ederken, Erzincan’ın Eriç köyüne geldiğimizi ömrü tren yolculuklarında geçen Kemal Gönenç, bir anısını paylaşınca fark ediyoruz: “Geçen yıl Eriç’ten binen bir genç vardı. Heybesindeki 20 kiloluk iki tane turna balığını Ankara’ya götürdü. Eriç Deresi’nin turnaları çok güzel olur. Israr ettik, birini bize sat dedik ama ikna edemedik.” Haydarpaşa’dan gözleri dolarak bahsediyor. Doğu Ekspresi’nin Ankara’dan boynu bükük kalktığı kanaatinde Gönenç: “Yıllarca İstanbul’dan Kars’a geldik. Ankara Ekspresi’ni de, İstanbul’dan Doğu’ya gitmeyi de çok özledim. Artık ikisi de yok. Bu hızlı tren çalışmalarından sonra tekrar seferler başlayacak diyorlar ama hiç ümidim yok. Sadece balık ekmek yemek için bile Haydarpaşa’ya gitmek isterdim.”

Her büyük şehre ulaştığımızda inenler kadar yeni yolcular da katılıyor aramıza. Erzincan ve Erzurum garlarında Kars’a kadar bize refakat edecek ilk yolcularla karşılaşıyoruz. Onlar koltuklarına yerleşe dursun, biz tren denince akla ilk gelen şairlerden Haydar Ergülen’in mısralarına bırakıyoruz sözü… “O bir çay istemişti, trenin içinde/Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde”. Tabii biz çölde değil, karlı dağların arasından geçerek ulaştık Kars’a. Yine bir akşamüstü ayazı karşılıyor bizi istasyonda. Geniz yakan temiz havasıyla Anadolu’nun en doğusuna geldiğimizi fark ettiriyor. Doğu Ekspresi’ne son bir defa bakıp veda ederken anlıyoruz ki, Ankara’dan Kars’a giden yalnızca bizmişiz meğer.

EFSANELER KENTİ: ANİ

Ertesi gün Kars’ın ünlü Ordu Caddesi’ni gezmeye başlıyoruz. Buradaki tüm binalar neredeyse Rus dönemine ait. Barok yapılarla bezeli Ordu Caddesi’nde kendinizi bir film setinde zannedebilirsiniz. Caddeyi o hislerle arşınlarken bir bankanın reklam filmi setine rastlıyoruz. Güneşin kendini iyiden iyiye hissettirdiği bu Kars sabahında, ilk durağımız şehrin manevi muhafızlarından Seyyid Ebu’l Hasan Harakani Hazretleri’nin türbesi oluyor. Harakan’dan talebeleriyle birlikte Anadolu’ya İslam’ı anlatmak için gelen büyük mutasavvıf, Kars Muharebesi’nde şehit düşer. İbn-i Sina, Ebu’l Kasım Kuşeyri gibi alimlerin tecrübelerini paylaştığı Harakani Hazretleri’nin türbesinde bir sükûnet hâkim. Onun hemen yanı başındaki Kümbet Camii aslında Kars’ın bir fotoğrafını sunuyor. Selçukluların fethiyle camiye dönüştürülen onlarca kiliseden sadece biri. Caminin kubbesinde 12 Havarileri temsil eden ikonlar bulunuyor. Şehrin panoramik görüntüsü için kaleye çıkıyoruz. Önümüzde Kars Çayı, ardımızda yalçın dağlar, bu sevimli ribat şehri izliyoruz. Doyumsuz manzaradan sonra sıra, binlerce kilometre kat etmemizin gayesi ‘Ani Antik Şehri’ne geliyor. Ocaklı köyüne vardığımızda herkesten “Türkiye yıkılsa Ani inşa ederdi. Ani yıkılsa on Türkiye inşa edemez.” sözünü sıkça duyuyoruz.

Şehri tarihi eserler ayakta tutuyor

Kentin 6. yüzyılda başlayan en erken tarihi bizi Ermeni Bagrat ailesine kadar götürüyor. Tarihi İpek Yolu’nun geçiş noktası olan Ani Şehri, Sultan Alparslan’ın fethine kadar Hıristiyanların önemli bir ticaret merkeziydi. Kentin en büyük mabedinde kılınan cuma namazıyla şehir Türklerin hakimiyetine geçer. O tarihten sonra da 1319’daki depreme kadar ticari faaliyetleri sürer. Ermenistan sınırının hemen yanı başındaki Arpaçay’ı görüp hayran kalmamak imkânsız. Ani’de başınızı hangi yana çevirseniz başka bir harikulâdelikle karşılaşıyorsunuz. İşgal sırasında yıkılan İpek Yolu Köprüsü, Manuçehr Camii, Fethiye Camii ve Polatoğlu Kilisesi, Kızlar Manastırı gibi onlarca tarihe tanıklık etmiş eser, antik şehri ayakta tutmaya çalışıyor. Gözden ırak her yerde olduğu gibi, burada da bütün yapılar vandalizme kurban edilmiş. Çok değil, birkaç sene öncesine kadar definecilerin tahriplerinden de nasibini almış bu mahzun şehir, şimdi de bakım ve onarıma muhtaç. Ani’nin yakınlarındaki mağara oyuntuları da görülmeye değer. Anadolu’daki ilk yerleşim yerlerinden biri olan bu bölge de eski coşkulu günlerine döneceği anı bekliyor. Ayrılırken bizimle birlikte kenti dolaşan keçi sürüsüne bakıp hayıflanmak nasibimize düşüyor.

Evliya Çelebi’yi yâd edip Kars sokaklarını son defa dolaşıyoruz. Kaz sürüleri, ipe dizili erişteler, taş duvarlar ve masmavi gökyüzü akılda kalan son kareler oluyor. Tahmin edildiği üzere otobüs ve trenle 36 saatlik geliş yolculuğumuzun aksine havayoluyla İstanbul’a dönmeyi tercih ediyoruz.

dogu-ekspresi-ile-masala-yolculuk